BİR DGSLİNİN ANATOMİSİ
Bundan 11 sene evvel; eğitimcilik hayatımın 1/2 sini biraz geçmişken tanışmıştım DGS ile.
Önceleri sınıflarda üniversite ve lise hazırlık öğrencileri ile aynı havayı solumaktan olsa gerek görevim hatta aldığım ücretin karşılığı tahtadaydım sanki. Yazıyordum; çiziyordum; şunun türevi, bunun integrali. Gençliğin verdiği güç ve heyecanla taklalar, parendeler atıyordum tahtada.
Hareket problemlerinde ben tır; öğrencim kamyon oluyordu; dönüp duruyorduk sınıfta. Duygular yüklüyordum işlemlere; aşık etmek istiyordum matematik dersine; platonik kalmanın ezikliğini çok yaşadım çok.
Karşımda gözlerde, sözlerde hikayeler arıyordum. Yaşanmışlıklar; pişmanlıklar arıyordum belki de. Oradan dem vurayım da ders çalışsınlar. Gelecek kaygısı bekliyordum. Sorumluluk bekliyordum; istisnalar hariç nafile
Sonra sınıflarıma ales ve kpss lisans öğrencileri, saçlarıma beyazlar dolmaya başladı. Tamam dedim aynı dili konuşabileceğim tecrübeli öğrencilerim oldu. Nasıl olsa bir üniversite görmüşlerdi; vizeden çıkıp finale girmişlerdi ya.
Peki öyle mi oldu Kimisi çok yaşamış! Bıkmış. Kimisi küçük dağları yaratmış! Şuradan mezun oldum; buradan mastır! Yaptım; oradan soru çıkmaz hocam!
Diyemedim gençler: ben de 4-5 üniversite mezunuyum, girdiğiniz tüm sınavlardan derece ile çıktım. O nasıl derslerdi öyle x bey; y hanım, z hocam. Tüm samimi duygularımla büyüğüme abi, abla; küçüğüme kardeşim demekten korkar oldum.
Yıl 2009: 11 öğrencim pardon 11 kardeşim oldu Dgs’den. Ben teknik direktör; onlar futbolcu. Yedek oyuncum bile yoktu; sorun da değildi; gerekirse ben girecektim oyuna. Küçücük 1+1 bir büroda aile olmuştuk. Hepsinde 1 anahtar; ışığımız hiç sönmezdi! Şimdilerde hepsi üniversite mezunu bir aile babası, annesi; hala görüşürüz.
Yıl 2010: 29 kardeşim daha oldu ”hocam biz artık kazanmak istiyoruz” diyen gözlerle. Bir dokunuyorum bin ah işitiyordum; ”hocam 2 yıllık mezunu olmak suç mu ” suçtu! belki de ama sene sonunda hepsi beraat etti. Evet evet doğru duydunuz hepsi hayallerine kavuştu; ulaşılamaz sandıkları.
Yıllar yılları kovaladı. Artık iliklerimde hissediyordum bir Dgs’linin acılarını. Artık takım çalıştırmıyor; bir ordu komuta ediyordum sanki; öl de ölelim diyen.
Kimisi kreşlerde çocuk ayakkabısı giydirmekten; kimisi iş bilmez beyaz baretlilerin emirlerinden; kimisi bir avukatın katibimiyim çaycısımıyım demekten bıkmıştı. Duymak istemiyordu şunun kızı burayı kazanmış; bunun oğlu buraya yerleşmiş söylemlerini; hem de en yakınlarından.
Ha bir de babasının her sınav sonucunda ‘’Olsun kızım seneye kazanırsın’’ demesi; umutla bekleyen anasının gözlerindeki ışığın yine sönmesi yok muydu
Peki ya sevdiği kızın bir üniversite mezunu olması; başvurduğu işlerin lisans mezunu istemesi; bir otobüste yaşlı bir teyzenin bile hımm 2 yıllık mısın demesi…
Okumak bir lisans okumak herşey miydi acaba; bitecek miydi dertler; geçecek miydi pişmanlıklar; değişecek miydi hayatlar…
Olsun; bitmesin; geçmesin; değişmesin. Tek okuyum da üzerimdeki kara leke temizlensin! Dedirtenler utansın; biz değil.
İşin özü şu ki:
Göremezsiniz bir Alesci şımarıklığını, bir Tyt-Aytci çocukluğunu Dgscilerde. Onlar görmüş; geçirmiştir. Ayranı üflemeden içmezler; ağızları yanmış sütten. Burunları kaf dağında değildir; nasıl olsun ki sürtülmüş; düm düz ova olmuştur. Onlar ülkenin üvey evlatlarıdır.
Birinin çocukluk hayalidir bilgisayar mühendis olmak; diğerinin gençlik hayalidir cübbe giymek.
Siz Dgslileri tanımazsınız ama tanırsanız çok seversiniz derdim öğretmen arkadaşlarıma. Sana güvenirler; ne verirsen onu almak isterler; sözünden çıkmazlar. Gözlerinde ”lütfen hocam yardımcı olun da ulaşayım hayallerime” vardır hep. Bu kitabı al dersin; alırlar. Şu denemeyi çöz dersin; çözerler. Paraları bir simide yeter onu da seninle paylaşırlar. Kimisi askerden yeni gelmiştir; bir komutanım der; bir hocam. Kimisi kocasından ayrılmıştır: ‘’Hocam ayakta kalmalıyım; bir çocuğum var’’
Öğretmen olmak çok güzel bir duygu ama Dgslilere öğretmen pardon abi olmak çok daha müthiş bir duygu…
Aziz Hoca

WhatsApp chat